Almanya, Antalya Diplomasi Forumu'na neden katılmadı?
Türkiye'nin düzenlediği Diplomasi Forumu'na Avrupa'dan yüksek düzeyde katılım olmaması, hem siyasi hem de stratejik tartışmalara yol açtı. Beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu'nda (ADF), Ortadoğu ve Küresel Güney'den bazı devletlerin liderleri ve bakanları yer aldıysa da, ABD ve çoğu Avrupa ülkesi sadece büyükelçiler düzeyinde temsil edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, açılışta forumu "global mind ve vicdanın ortak kürsüsü" olarak tanımlarken, Türkiye'nin NATO'daki rolüne ve AB üyelik hedefine de vurgu yaptı.
Peki neden büyük Avrupa ülkeleri bu toplantıya katılmadı? Alman medyası, özellikle Die Zeit ve Der Spiegel, bu soruya detaylı cevaplar sundu. Die Zeit gazetesinde Fritz Zimmermann, ADF'yi sadece bir PR move olarak görmekle birlikte, Türkiye'nin dünyada artan bir orta güç olarak hareket ettiğini ve foreign policy alanında etkili bir ağ kurduğunu kabul etti. Ancak aynı yazında, iç siyasetteki baskıcı tutumun, bu diplomatik itibarla çeliştiğine dikkat çekildi.
Der Spiegel'deki haberlerde ise Erdoğan'ın iki farklı yönü vurgulandı: bir yanda authoritarian bir lider, diğer yanda "barış güvercini" imajı. İçerideki baskı, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve muhalefetin hedef alınması göz önüne alındığında, Avrupa'nın bu tutumu nasıl değerlendireceği büyük bir dilemma haline geldi. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun uzun süredir in prison olması ve onlarca gazetecinin tutuklu bulunması, uluslararası toplumda derin endişe yarattı.
Zimmermann, "wisdom , kararlar odada bulunanlar tarafından alındığını söyler" diyerek, Alman hükümetinin karar alma süreçlerinin dışında kalma riskine dikkat çekti. Benzer şekilde, Der Spiegel yazarı Maximilian Popp, Erdoğan'ın uluslararası arenada indispensable bir aktör olduğunu, ancak insan hakları ihlalleri nedeniyle tam bir ortak olamayacağını ifade etti. Bu durum, Türkiye-AB ilişkilerinin bir balancing act olarak sürmesine neden oluyor.
Sonuç olarak, Avrupa hükümetlerinin ADF'ye mesafeli yaklaşımı, yalnızca diplomatik bir tercih değil, aynı zamanda değerler ile stratejik çıkarlar arasındaki gerilimin bir göstergesi. Türkiye'nin yükselen bölgesel etkisi kabul edilirken, iç political pressure ve demokratik gerileme, Avrupalıları cautious hareket etmeye zorluyor. Bu durum, hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın geleceği açısından ciddi bir challenge alanı haline geldi.
AB ülkeleri, insan hakları ihlallerine rağmen Türkiye ile ticaret yapmaya devam ediyor. Bu hypocrisy ikiyüzlük ne zaman bitiyor?
Erdoğan'ın dış politikada 'barış elçisi' gibi görünmesi, içerideki baskıya rağmen image imaj yönetimi. Kimse kandırılmamalı.
Avrupa, ABD'nin geri çekilmesiyle yeni alliances ittifaklara ihtiyaç duyuyor. Ama Türkiye'yle yapılan her işte bir risk var.
Almanya'nın katılmaması siyasi bir signal sinyal. Bu kadar açık olunca, mesajı kaçırmak zor.
Peki ama prisoner tutuklu muhalifler ve gazeteciler ne olacak? Diplomasi insanlar olmadan mı yapılıyor?
Görünen o ki power güç, değerlerden önce geliyor. Gelecek nesiller bunun bedelini öder.
ADF gerçekten bir dialogue diyalog platformu mu, yoksa sadece bir gösteri mi? Gerçek etkisi ne kadar?