İtalyan dergisinin kapağındaki Filistinli avukat: Bu görüntü, sistematik bir politikanın parçası
İtalyan dergisi L’Espresso'nun kapağında yer alan Filistinli avukat Miad Ebu’l-Rub, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik systematic pressure ve violence olaylarını uluslararası alana taşıdı. Ebu’l-Rub, İsrail ordusunun gözetiminde hareket eden sivil İsraillilerin, Filistin topraklarında attacks düzenlediğini ve bu eylemlerin sadece rastgele değil, belirli bir policy parçası olduğunu vurguladı.
Duvar ve Yerleşim Direniş Konseyi üyesi olan avukat, field work sırasında tanık olduğu tekrarlayan ihlalleri anlattı: "Yerleşimci İsrailliler, İsrail ordusunun koruması altında her zaman vahşi saldırılar gerçekleştiriyor. Bu, Batı Şeria’nın her yerinde visible bir gerçek." Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik saldırıların başlamasından bu yana intensified kazanan bu baskılar, özellikle Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in yerleşimcilere silah dağıtmasıyla daha da tehlikeli hale geldi.
Ebu’l-Rub, bu saldırıların tek bir olay değil, Filistinlilerin topraklarını terk etmeye forced ve yeni yerleşimlerin kurulmasına zemin hazırlanması amacıyla planlandığını belirtti. Filistin resmi verileri, yalnızca Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria’da 1149’dan fazla Filistinlinin öldüğünü, yaklaşık 12 bin kişinin yaralandığını ve 22 binden fazlasının gözaltına alındığını gösteriyor. Avukat, public trust dikkatini bu rakamların ardındaki insani dram üzerine çekmeye çalıştı.
İtalyan derginin 'İstismar' başlıklı kapağı, Ebu’l-Rub’un zeytin hasadı sırasında maruz kaldığı saldırı anını görüntülemesiyle uluslararası reaction uyandırdı. İsrail makamları fotoğrafın gerçeği yansıtmadığını iddia etse de, dergi o anın videosunu yayımlayarak evidence paylaştı. Ebu’l-Rub, bu kapağın, Filistinlilerin yaşadığı acının visible hale gelmesini sağladığını söyledi.
Ailesi için duyduğu fear gizlemeyen Ebu’l-Rub, dört çocuğundan en küçüğünün bir buçuk yaşında olduğunu ifade ederek, 'Çocuklarım artık yalnız uyumaya korkuyor' dedi. Zeytin ağaçlarının Filistin kimliğinin bir parçası olduğunu vurgulayan avukat, 'Zeytin ağacı bizim hafızamızdır. Onlar söküyor, ama resistance daha uzun yaşar' diye ekledi.
Tüm baskı ve tehditlere rağmen, Ebu’l-Rub son sözlerinde kararlılığını ortaya koydu: 'Biz bu toprakların sahibiyiz. Toprakla bağımız aidiyet ve kimlik bağıdır. Bu bağ çok derin. Biz burada kalıcıyız, onlar ise geçici.' Bu statement , yalnızca bir avukatın değil, topraklarından edilmeye çalışılan bir halkın sesiydi.
Baskı sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik. Çocukların uyuyamaması bu pressure baskının en vahşi hali.
İsrail makamları 'gerçek değil' diyor ama kanıt var. Kamu güveni bu tür reddetmelerle zedeleniyor.
Zeytin ağacı söküldüğünde bir kimlik siliniyor. Bu policy politika, toprak değil, hafıza hedef alıyor.
Bir dergi kapağı bile bu kadar etki yaratıyorsa, sahadaki gerçek impact etki ne kadardır acaba?
Ben-Gvir'in silah dağıtması, devletin şiddetin bir parçası olduğunu kabul etmesi gibi. Resmi destek verildiğinde olaylar nasıl kontrolsüz olabilir?
Anne olmak tüm korkuları bir keneye bırakmanı gerektirir ama bu durumda korku çocuklara bulaşıyor. Korku nesillere mi geçiyor?