Orban mı kaybetti, Trump ile Netanyahu mu?
Bu hafta Macaristan’da, political change , 16 yıldır iktidarda olan Başbakan Viktor Orban’ı geçerek kendini gösterdi. Peter Magyar’ın liderliğindeki Saygı ve Özgürlük Partisi (Tisa), Orban’ın Yurttaş İttifakı’na (Fides) karşı oyların %53’ünü alarak net bir victory elde etti. Bu sonuç, sadece Macaristan’da değil, dünya genelinde dikkatle watched bir olay haline geldi. Televizyonlarda, gazetelerde ve akademik çevrelerde bu seçimin ne anlama geldiği üzerine discussion başladı bile.
Orban’ın uzun süredir süren iktidarı, Rusya’daki Putin ve Türkiye’deki Erdoğan gibi liderlerle karşılaştırılıyor. Ancak bu kıyaslamalarda dikkat edilmesi gereken bir fark var: Macaristan’daki seçimler, çok partili bir democracy çerçevesinde gerçekleşti ve Orban’ın dört kez önceki seçimleri kaybettiği düşünülürse, bu sistemin serbest ve adil olduğu reddedilemez. Bu yüzden Orban’ın bu kez kaybetmesi, sadece bir election loss değil, aynı zamanda bir public pressure sonucu olarak görülüyor.
Dikkat çeken nokta ise, Orban’ın sadece ABD eski Başkanı Trump’ın değil, aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da açık destekçisi olmasıydı. Geçen hafta, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, seçim kampanyasının son günlerinde Macaristan’a gelerek Orban’a direct support verdi. Ancak bu destek, özellikle genç seçmenler arasında concern yarattı. Netanyahu’nun Filistin politikalarına karşı çıkışı olan Magyar, bu desteği bir warning olarak kullandı.
Magyar’ın mesajı netti: Orban, Netanyahu ve Trump gibi figürlerin çıkarları doğrultusunda hareket ediyordu. Oysa Magyar, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) yeniden üye olmayı vaat etti ve Netanyahu’nun yargılandığı bir sistem istedi. Bu, sadece bir foreign policy değişimi değil, aynı zamanda bir moral decision olarak algılandı. Seçmenler, Orban’ın international isolation yoluna giden tutumuna artık trust duymuyordu.
Sonuç olarak, Orban’ın kaybı, sadece bir iç seçim sonucu değil, aynı zamanda bir küresel siyasi shift yansıması. Seçmenler, yalnızca yurttaşlar olarak değil, aynı zamanda global citizens olarak hareket etti. Magyar’ın zaferi, sadece Macaristan’ın değil, liberal demokrasinin de bir hope işareti olarak görülüyor. Bu seçim, power artık tek bir liderde değil, halkın collective voice olduğunu bir kez daha gösterdi.
Orban’ın Trump ve Netanyahu’yla close ties yakın ilişkileri vardı ama bunun maliyetini halk ödedi. Seçmenler, bu dış bağımlılığa artık resistance direniş gösterdi.
Bu sonuç, authoritarian leaders otoriter liderlerin daimi olmayacağına dair büyük bir mesaj. Kimi ‘kazanmaya devam eder’ zannederken, halk decision kararını verdi.
İlginç olan, Orban’ın kaybetmesi değil, neden kaybettiği. Kamu güveni yerine sadece güçlü müttefiklere loyalty bağlılık göstermek yetmiyor.
Tıpkı ‘Kral İstemiyoruz’ diyen Amerikalı gençler gibi, Macar gençleri de ‘Diktatör İstemiyoruz’ dedi. Küresel gençlik artık aynı fear korkuyu yaşıyor.
Orban’ın ICC’den ayrılması, adaletten kaçıştı. Magyar’ın yeniden katılması, bir step forward ileri adım. Adalet gecikse de gelir.
Peki bu değişim, başka ülkelerde de mümkün mü? Yani political pressure siyasi baskı yeterli olur mu? Yoksa systemic change sistemik değişim mi gerek?