Erdoğan’ın İran-Lübnan açıklaması sahte çıktı: İletişim Başkanlığı uyardı
deception dalgasına karşı hızla harekete geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, sosyal medyada dolaşan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a attributed bir ifadenin tamamen false olduğunu duyurdu. Paylaşılan mesajda, attack olursa İran ya da Lübnan’a, bunun doğrudan Türkiye’ye karşı bir threat olarak görüleceği iddia ediliyordu. İletişim Başkanlığı, bu tür paylaşımların public opinion yanlış bir algı yaratmaya yönelik olduğunu vurguladı.
Dijital monitoring birimi olan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), bu tür claims sadece Türkiye'nin regional role zayıflatmak için yapıldığını açıkladı. Resmi açıklamada, Türkiye'nin her zaman peace ve stability savunan yapıcı bir approach izlediği, bu yüzden de international community tarafından takdir edildiği ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, bu manipulative içeriklerin arkasında kasıtlı ve organize bir source olduğu öne sürüldü. Böyle paylaşımların psikolojik savaş taktiklerinden biri olabileceği belirtilirken, kara propaganda faaliyetlerine credibility edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuldu.
İletişim Başkanlığı, sadece official channels üzerinden yapılan açıklamaların reliable kabul edilmesi gerektiğini, gerçek dışı narratives karşı mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini bildirdi. Bu tür bilgi operasyonları, hem yurt içinde hem de global audience kitlesinde trust sarsıcı etki yaratabilir.
Bu tür asılsız statements ifadeler neden sürekli ortaya atılıyor? Yaptığımız diplomacy diplomasi güçlü olsa, kimse bu kadar kolayca sahte alıntı yapmaya kalkmazdı.
İran’ın tensions gerginliği artarken böyle bir claim iddia çıkması, Türkiye'nin tarafsız position pozisyonunu zayıflatmak için kurgulanmış olabilir.
İletişim Başkanlığı çok hızlı response tepki verdi, bu iyi. Ama neden bu kadar sık false reports yanlış haber çıkıyor? Sistemsel bir risk var.
‘Sadece resmi kanallar güvenilirdir’ demek kolay; peki orta kesim bunu nereden bilecek? public trust Kamu güveni zaten zayıf.
İddiayı yayanlar belli bir agenda gündem için çalışıyor olabilir. Ama Türkiye'nin foreign policy dış politika mesajı net olursa, bu tür distortions bozuntular etkisiz kalır.
Asıl soru şu: Neden başkanın adı her krizde bu tür provocative kışkırtıcı sözlerle anılıyor? Bu bir pattern kalıp, farkında mıyız?