Adalet, dostuna göre değişmez ama biz öyle mi yapıyoruz?
‘Herkes justice bahsediyor; ama çoğu haklı olanı değil, kendinden yana olanı adalet sanıyor.’ Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan ve Hz. Ali’ye ithaf edilen bu söz, ülkemizde bugünlerde yaşadığımız durumu anlatıyor sanki. Toplum olarak öyle bir noktaya geldik ki, the scales elimizde tutuyoruz. Ama ne acıdır ki kefesine dini, insani, ahlaki değerlerimizi değil; tarafımızı koyuyoruz.
Ülke olarak kabak gibi bölündüğümüzden bu yana, aynı olaya bakan iki zihniyet, truth aramak yerine kendi tarafının söylediğini doğru kabul ediyor. İlginç olan şu: Her iki tarafın da sosyal medyadan Araf suresi 179. ayetini paylaşarak birbirlerine atıf yapması — ‘… kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen…’ — tıpkı birbirlerini kör olan taraf olarak accusing gibi.
Aslında her şeyin farkındayız. Anlıyoruz, görüyoruz, işitiyoruz ama facing kaçınıyoruz. Doğrunun, doğru olduğu için doğru olduğunu; kimin söylediğine göre değişmeyeceğini bilmiyor muyuz? Biliyoruz! Ama korkular, dışarı çıkamadığımız siyasi kalıplar, önyargılar, inançlar doğru decision vermemizi etkiliyor, özgürlüğümüzü hapsediyor.
Bu hastalıklı düşünce, biri yanlış yaptığında onu aklamak için kırk takla attırıyor, karşı taraf yaptığında ise discredit için elimizden ne gelirse yapıyor. Adalet terazisi ‘bir ölçü kendine, bir ölçü başkasına’ anlayışıyla değerlendirilmemeliyken, ne yazık ki HAKİKAT gözüyle değil TARAFGÂRLIK gözüyle bakıyoruz.
Kur’an-ı Kerim bu konuda çok açık bir ölçü koyuyor: Nisa suresi 135. ayette, ‘Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz’ deniyor. Maide suresi 8. ayette ise, ‘Bir topluma olan hatred , sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun…’ buyruluyor. Bu ayetler, ‘Adalet dostuna göre değişmez, düşmanına göre de eğilip bükülmez’ mesajını veriyor.
Sözün kısası; adalet bir tarafın değil, toplumun spine . Omurga kırıldığında kimse ayakta kalamaz. Gerçek adalet, insanın kendi tarafının yanlışlarında bile dilini bükmeden ve çekinmeden doğruyu söylemesidir. Abdürrahim Karakoç’un ‘Bu gemi böyle gitmez / Giderse zulüm bitmez / Kim örnektir fark etmez / HÂŞİMİM olsa da aynı / NEFSİM olsa da aynı’ dizelerini anlamak, bu principle sadık kalmaktır.
Sosyal medyada herkes reaction tepki veriyor ama kimse anlamaya çalışmıyor. Aynı olay için iki farklı 'gerçek' var gibi davranılıyor. Bu nasıl bir crisis bunalım?
Adaletin public trust kamu güveni üzerine kurulu olduğunu unutuyoruz. Taraflı bir yargı, toplumu zayıflatır. Bir gün bize de dönüyor bu bias eğilim.
Hz. Ali'nin sözü hâlâ geçerli çünkü insan doğası değişmedi. Ama dijital çağda bu şekil değiştirme çok daha hızlı yayılıyor.
Her iki tarafta da ayet çeken var ama ikisi de kendi narrative anlatısını kutsal metinle desteklemeye çalışıyor. Bu selective seçici kullanım değil mi?
Adalet sadece bir kurum değil, bir character karakter meselesi. Kimi yargıladığımız kadar kendimizi de question sorgulamalıyız.
Peki bu kadar iktidar derinleşirse, orta yolcu nereye sığınacak? Bir gün kimse dialogue diyalog yapmak istemeyecek.
‘Tarafsızım’ diyenlerin bile örtülü önyargısı var. Gerçek integrity dürüstlük, kendi kampında yanlış gördüğünde ses çıkarmaktır.
Adaletin sarsılması, sadece bireylerin değil, devletin de meşruiyetini zayıflatır. Bu warning uyarı ciddiye alınmalı.